BİR KADEH AŞK

    Sahil kenarında,gece saat 2:00 gibi… Bir masada oturuyoruz. Rakı var,fonda tam da ne dediği anlaşılmayan bir sesle üzgün bir melodi. Masadaki herkes sustu bir an. Gülme molası verenler, yüzlerindeki tebessüm ile sigara paketlerine uzandılar. İçlerinden biri,sigara paketini açmadan biraz salladı ve saatine baktı. Yeter mi yetmez mi diye şöylece bir hesapladı. Sezon başlangıcı olduğu için,pek dolu olmayan kasaba kendince bu güzel yaz akşamını değerlendiriyor. Erken tatilcilerden birkaç genç,gitarla ateş etrafında yaz ayini olan “Akdeniz Akşamları” ile ilerde “Hey gidi günler,hey…” diyecekleri anılarını oluşturuyorlar. Sol tarafta iki kişi oturmuş,denize bakıyor,dertleşiyor gibiler. Karanlıkta,sadece arada parlayan sigara ışığı görünüyor. Arada attıkları kahkahalara bakılırsa dertleşmeden çok, hoş sohbet havası var.

     Peki,ben neden mi bu kadar çevreye dikkat ediyorum? Sıkılınca kim yapmaz ki? Masadaki anlık hüzünden başka türlü nasıl kurtulabilirsin ? Rakının bu yönünü hiç sevmedim. Bir noktadan sonra,sessiz hüzün modu. Geçmişi,bir eski sevgiliyi, bir tatlı tebessümü alır,getirir bir an. Sanki o sisli renginin içinden,sana hayaller sunar geçmişten. Sanırım o nedenle kimi sek içiyor rakıyı, daha net görebilmek için o hayalleri.

      Derken,hareketli bir parça bizi bu derin dalıştan kurtarıyor,herkes uyanıyor. Tebessümler geri geliyor. Geçmiş nasılsa geçti gitti. Kadehler kalkıyor bu güzel dostça ortama, güzel cümleler şerefine içiliyor. Hanımefendiler şarkılara eşlik ederken gözlerini hafif hafif,sağa sola süzüyor. Beyfendiler çoğunlukla,ağır ağır eşlik derdinde ama aslında kalkıp oynamamak için bünyeyi zor tutuyorlar ki ona da zaten birkaç kadeh kaldı.

      Ayağa kalkıp kadehim elimde,sahile doğru gidiyorum. Az içtiğim sigaramı sakince içmek için. Yoksa,çok konuştuğum için hep yarısı ziyan oluyor. Bunu bir ayin gibi kendimle başbaşa yapmayı seviyorum. Sahilde,sigaramı tam yakacakken denizden ılık bir rüzgar esti,eve git dercesine. “İçme artık.” diyen eski bir sevgili gibi fısıldadı sanki. Her zamanki gibi dinlemedim. Uzaklardan geçen balıkçı teknesine bakarken yaktım. Bu küçük anıyı bastırmak için dumanı içime derince çektim. Zehir bedene girdikçe,sanki daha da öteleyeceğim geçmişi.

     Yakamoz muydu,şu romantik aşıkların aşklarını mühürledikleri ışıltının adı? Yakamoz. Ya-ka-moz. Denizin üzerindeki muhteşem parıltı.Kimi zaman balık olmak istiyorum,hani rakı şişesinde bir balık olsam misali değil benimki.Uçsuz bucaksız denizlerde,okyanuslarda balık olsam.Olabildiğince özgür,olabildiğince hür…Sarhoşluğum rakıdan değil de özgürlükten olsa,denizden,yakamozdan olsa tüm dinginliğim.Rakı da mı olsa ki? Kadehimdeki rakıdan bir damla damlatsam şu denize belki de tüm balıklar çakırkeyif olacak.Fena mı olur? Olmaz olmaz. Derken,irkilerek uyandım ufuklar boyunca uzanan ayyaş hayalimden.Sevdiğim kadının, kadınımın omzuma bıraktığı küçük bir dokunuşla.Geldi usul usul yanıma oturdu.Belli halinden,o da hafiften çakır keyif ama en çok bu halini seviyorum onun. Böyle zamanlarında her şeyi sorgular o.Bir keresinde, bütün gece yıldızların nasıl gökyüzünde asılı kaldığını sorgulamıştı.Gün ağarana kadar gökyüzüne baktık, kumsala uzanıp.”Yıldızlar…” dedik. “Yıldızlar nasıl oluyor da öylece durabiliyor gökyüzünde?” Yalnızca aşkımızı sorgulamadı onca zaman,onca sarhoşlukta.İşte,bu yüzden seviyorum bu kadını.Hesapsız kitapsız güvendiği için bize İnce bir şal atmış omuzlarına, bileklerine kadar inen masmavi elbisesi…Sol omzunda da küçücük bir beni var. Sol tarafında ben varım onun,sol omzunda da ben.Minik bir “M” harfi ya da minik bir martıyı andırırdı o ben.Hani gün batarken çok uzaklardan uçan martılar vardı ilkokul resimlerimizde, “M” şeklinde. Onlardan işte.

     -Nereye kayboldun? Hiç fark etmedik masadan kalktığını.

Fark etmezsiniz tabi,ben bile bazen fark etmiyorum ki kendimi ama sen,sen güzel kadın…Şayet sen beni fark etmezsen ölürüm ki ben,silinir,yok olurum. Tozlu raflarda kalan,kalın kapaklı roman kahramanları gibi,silik bir anı olurum yalnızca.

     -Sigaramı içmeye gelmiştim.Biliyorsun çok konuşmaktan yarısını heba ediyorum genelde.Bu sefer konuşmadan tamamını içeyim dedim.

     -Sanki içmesen olmuyor şunu,kendine yazık ediyorsun.

 Anlaşamadığımız tek konu buydu.O sigara içmemden nefret eder, ben onun nefret etmesinden nefret ederdim. Çok kez bırakmaya da çalıştım şu illeti ama hiçbirinden haberi yok ki, söylemedim. Eğer bırakamazsam, beni iradesiz bir adam olarak görmesin diye söylemedim hiç. Zaten bırakamadım da,aynen iradesiz adamlar gibi .İradesiz adam…

    ”Merak etme,yine yarısını içemedim zaten,bu seferde düşünmekten yarısını heba ettim.” dedim muzur bir edayla. Bir müddet suratıma baktı küçük bir tebessümle,hiçbir şey söylemedi,hiçbir şey duymadım. Hayallerimin kadını,tebessümler tanrıçası…Ya Rabbi, gülümsemenin özü bu kadının suratı olabilir mi? Gülümsemek bir başka kadına bu kadar yakışabilir mi? Hafif bir rüzgar esti yeniden,ben dalmışken onun gülümsemesindeki huzura. Şalının ucu havalandı,koluma dolandı.Sonra saçları, esintiyle birlikte mükemmel bir koku yayılıyordu saçlarından. Misk gibi bir şey.Tabi,benim rakı kokumu ve iğrenç sigara kokumu yok sayarsak misk oluyordu.

Uzaklarda bir adada bir ışık parıldıyor, göz kırpar gibi. Bilimsel açıklamasını milyonlarca kişiye anlattığım bir yanılsama. Birçok kadınla sahilde veya karmaşık bir şehrin manzarasına bakarken anlattığım bir şeydir. Bildiklerimi, hep insanlara aktarmak için uğraştım. Bazen safça, bazen de hoşlandığım kadına kendimi ispatlamaya çabalamak için ama nedense o çabalamalar hiç sonuç vermedi. Sanırım iyi bir oyuncu değilim. “Beni masum ve sessizce dinleyen bir sen varsın.” dedim omzuma başını yasladığında. İçimden onun için şiiirler yazmak geldi. Her zaman, alkol aldığımda şair ruhuna büründüğüm gibi oldum yine. “Bir tek senin yanında huzurluyum.” dedim sessizce. Yine bir sigara yakmak istedim. Bir şeyleri ötelemek ve sessiz kalmak için kullandığım tek araçtı. Ömrümden gidiyordu, bir de şimdi bu sessizliği sigara gerginliği ile bozmak hiç istemedim. Ardıma baktım,masadakiler çoktan ayrıydılar benden. Tek gözümü kapatıp rakı şişesine baktım “Biraz daha içeyim bari.” diyerek. O da bitmişti. Sanırım her güzel şeyin bitmesi gerekiyor. Bir söz vardı,çok eskilerden “Son nefes asla yetmez.”, ne kadar genel ve güzel bir sözdü. Sigara için, alkol için, aşk için, ayrılık için, hayat için,her şey için uygundu. Bilinmeyen filozoflara son kadehimi kaldırıp son yudumumu aldım. Bütün gün yanımda değildi, kendi işleriyle uğraşmıştı. Şu an yanımda ve bütün güzelliğiyle bana bakıp gülümsüyor. Gözlerine bakarken kendimden geçiyorum. Sanki çok tanıdık birine bakıyor gibiyim. Yıllardır yan yanayız ama tanıdıktan öte bir şeyler var. Aynaya bakarkenki huzur gibi. Gün ağarmaya başlıyor. Yine,bir günün ölümüne ve bir günün doğumuna tanık oluyorum. Gözümü kapatınca,başım dönüyor. İçimden diyorum :”Yine gündüz denize giremeyeceğim. “. Ona döndüm,dudağına bir öpücük kondurdum. “Denize girelim mi?” Daha önce birçok kez yaptığım şeyleri hatırladım. Eminim,bu cesaret biraz ilerde ateşleri sönmekte olan gençlerde bile yoktu. O an bütün çıplaklığımla onunla denizin sonsuzluğunda kaybolmak istedim.

    Ne kadar da soğuk deniz böyle,sanki Aralık’ın ortasındayız.Tir tir titriyorum,tüm hücrelerim buz tutmuş gibi… Ben bu kadar üşüyorsam, Tebessümler Tanrıçası sen,sen ne haldesin? Hadi, hemen gidip ısınalım bir yerlerde. Ben üşürüm sorun değil de sen üşürsen dayanamam. Sağıma döndüm,onu da alıp pansiyonumuza dönmek için ama yoktu. Nerde bu kadın? Tebessümler Tanrıçası nerdesin? Yoksa denizde mi kaldın,dalgalar arasında? Biz,biz sarhoştuk çünkü denize girdiğimizde.Sen elimden tutuyordun benim. Bilirim,biraz korkarsın böyle uçsuz bucaksız sulardan. Evet evet,elimi tutuyordun,denize girdik.İlk başta biraz titredik, alışamadık suya. Sonra alışınca çok güzel gelmişti.Hatta “Senin en çok bu çılgınlıklarını seviyorum.” demiştin,”Hayat böyle daha çekilir bir hale geliyor,yoksa tadı tuzu kalmıyor.”. Ben o an dünyanın en mesut insanı olmuştum. Ne yani?Şimdi senin hayatının tadı tuzu benim çılgınlıklarım mı,ben miyim tadın tuzun?Kocaman bir kahkaha savurmuştum,yıldızlara karşı.Sonrasını hatırlayamıyorum bir türlü.Elimde elin yoktu ama nereye gitmiştin?Nereye kayboldun hayallerimin kadını?Dur dur,hatırlıyorum sanırım.Benim kahkahama deniz kocaman bir dalgayla cevap vermişti.Dalgaya karşı birlikte göğüs germiştik ama çok soğuktu dalga,sanırsın tüm ömrünü denizin derinliklerinde bizi bekleyerek geçirmiş,soğumuş.Buz tutmuş aşkımızdan uzakken.Derken,açtım gözlerimi bir anda, kumsalın ortasında yapayalnız yatıyordum.Yapayalnız…Martı dövmeli kadın nerdesin? Nereye gittin hayallerimin kadını? Saat sabah 5-6 filan olmalı.Kimseler yok sahilde,üstüme vurup beni uyandıran dalganın soğukluğundan da anlaşılıyor erkenliği vaktin. Nerden duyduğumu hatırlamıyorum ama denizin bu saatlerde bu kadar soğuk olmasının sebebi,içine çekip aldığı aşıkların birbirinden ayrı aldığı nefesler yüzündenmiş,o nefesler buz tutarmış aşklarından uzakken. Deniz bu yüzden,bu kadar soğuk olurmuş bu saatlerde.Rivayet işte,rivayet bu ya…Rivayet kadın nerdesin? Hayallerimdeki kadın…

    Üzerime vuran dalgalar bu kadar soğuk olmasa,tüm ömrümü bu kumsalda, tek başına, böyle uzanarak geçirebilirim aslında ama dalgalar o kadar soğuk ki kendimi sara hastalığına kapılmış gibi hissediyorum. O kadar titriyorum işte, hiçbir uzvuma söz geçiremiyorum. Benden bağımsızlar adeta. Zor da olsa doğruluyorum yerimden,küçük,sakin pansiyonumun yolunu tutuyorum.O kadar uzak değil sahilden belki en fazla 57 adım uzaklıkta. Saymıştım aslında,buraya geldiğim ilk gün.Kaç adımdı sahi?1,2,3,4,5,6,….,34,35,…,50,…

   Saat kaç? Güneş nasıl da parlak böyle? Nerdeyim ben? Yatağımdayım,odamda…Nasıl geldim buraya? Ben sahilden pansiyona kaç adım olduğunu sayıyordum, kaç adımdı sahi?  En son elli bir şeydi ,elli bir şeyinci adımdaydım. Şimdi odamdayım.Elli bir şeyinci adım benim odam mıymış? Pansiyona girmemiştim ki ama… Elli bir şeyinci adımdaydım ben daha.Daha yürünecek çok yolum vardı benim,daha çok yolum var benim…

 

Yazar: Bora ve Patitiz